5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu:

Kanun 9 kısımda 51 maddeden oluşmaktadır. 1.
kısımda Genel Hükümler, 2. kısımda Hayvan Sağlığı,
Hayvan Refahı, Zootekni ile ilgili hükümler, 3. kısımda
Veteriner Sağlık Ürünleri, 4. kısımda Bitki Sağlığı ile
hükümler ele alınmıştır. Gıda ve Yem 5. kısımda,
Hijyen 6. kısımda, Resmi Kontroller 7. kısımda, Cezai
İşlemler 8. kısımda ve 9. kısımda da Çeşitli
Hükümler’e yer verilmiştir. İçerikten de anlaşılacağı
üzere kanun temelde 5 ayrı kanunun (3285 Sayılı
Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, 4631 Sayılı Hayvan
Islahı Kanunu, 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Zirai
Karantina Kanunu, 1734 sayılı Yem Kanunu ve 5179
sayılı Gıda Kanunu) bir araya getirilmesi ile
oluşturulmuştur. Dolayısıyla kanun; “özel tıbbi amaçlı
diyet gıdalar”dan “pedigriye”, “veteriner tıbbi ürünler”den
“dikim amaçlı bitki”ye kadar çok geniş bir alana hitab
etmektedir. Bu görüntüsü ile 1930 yılında yayınlanan ve
bazı maddeleri halen geçerli olan Umumi Hıfzısıhha
Kanunu’nu andırmaktadır. 06.05.1930 tarih ve 1489
sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve
1995 yılında yayınlanan 560 Sayılı Gıdaların Üretimi,
Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde
Kararname’ye kadar gıda alanındaki düzenlemelerin de
kaynağı olan bu kanun genel hükümler içerdiği ve gıda
alanında esaslı bir düzenleme öngörmediği için hep
eleştiri konusu olmuştu. imdi gelinen noktada insan
ihtiyaçları daha da detaylı düzenlemeleri gerektirirken
Umumi Hıfzısıhha Kanunu benzeri bir düzenleme, bu
andaki beklentileri asla karşılamayacaktır. Nitekim ilgili
meslek örgütlerinin kanunun görüşüldüğü süreçteki
eleştirileri daha çok bu yönlerde olmuş fakat tasarıyı
hazırlayanlar bunu ciddi anlamda
değerlendirmemişlerdir.
Kanunun gıda ile ilgili olan 1., 5., 6., 7., 8. ve 9.
kısımlarında 5179 Sayılı Kanun’a göre yeni düzenleme
öngören veya mevcut düzenlemeleri kaldıran
uygulamaları kısaca şu şekilde özetlenebilir:
1. Birinci Kısım, Genel Hükümler, 1. Bölüm “Amaç,
Kapsam, Tanımlamalar”da daha önceki
düzenlemelerde yer alan “Sorumlu yönetici” tanımı
bu düzenlemede yer almamıştır. Dolayısıyla gıda
üretimindeki bütün yetki (hatta kendi kendini
değerlendirme yetkisi de – Madde 22-2) gıda
işletmecisine verilmiştir. Bundan dolayı 5. Kısım 1.
Bölüm Sorumluluklar Madde 22-7’de; “Ek 1’de
belirlenen gıda ve yem işletmeleri işin türüne göre
konu ile ilgili lisans eğitimi almış en az bir personel
çalıştırmak zorundadır.” hükmüne rağmen bu
personelin işletmedeki görev tanımı yapılmamıştır.
Kanunda görev öngörülen Veteriner Hekimler için
görev tanımlamaları yapılmış olmasına rağmen
diğer meslekler için herhangi bir görev tanımının
yapılmamış olması onların işletmede her türlü işte
çalıştırılması sonucunu doğurabilecektir. Bu ise
meslek örgütlerinin ve hiçbir meslek mensubunun
kabul etmeyeceği bir durumdur.
2. 5179 Sayılı Kanun’da idari para cezaları o yerin en
büyük mülki amiri tarafından veriliyorken (Madde
30), yeni düzenlemede idari para cezalarının onay
makamı Tarım İl Müdürlükleri olmuştur (Madde 42-
2). Hatta İl Müdürlüklerinin bu yetkilerini yazılı olarak
ilçe müdürlüklerine devretmesi de mümkündür.
Ancak unutulmamalıdır ki cezai müeyyide
uygulayan ile uygulanan arasındaki mesafe
kısaldıkça ya o cezanın uygulanma şansı azalır, ya
da uygulandığı takdirde kişiler arasında husumet
duygularının oluşmasına sebep olur.
3. 5996 Sayılı Kanun’un 31. Madde 10. Fıkrası’nda
Bakanlığın asli ve sürekli görevler hariç uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve
kuruluşları, meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel
hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve
üniversiteler ile işbirliği yapabileceği
vurgulanmaktadır. Bu hüküm ile inşaat
endüstrisindeki “Yeminli Yapı Denetim irketleri”
gibi bir yapının gıda denetimine de getirilebileceği
öngörülebilir. Ancak denetim genelde nihai ürün
üzerinde yapılan bir faaliyettir ve sonucu “olumlu”
veya “olumsuz” şeklinde ifade edilir. Oysa ülkemiz
gıda endüstrisinin denetimden önce doğru bir
şekilde yönetilmeye ve yönlendirilmeye ihtiyacı
vardır. Ortaya koydukları performansları tartışmalı
olmasına rağmen daha önceki düzenlemelerde
işletmenin üretim faaliyetlerinden işveren ile birlikte
sorumlu olan sorumlu yöneticilerin bu açıdan bir
yönetim ve yönlendirme odağı olma ihtimali var
iken, bunun yerine özel denetim mekanizması ile
gıda ve yem endüstrisini daha iyi bir konuma
getirmek pek de olası görülmemektedir. Ayrıca
kanunun Cezai Hükümler bölümü 41. Madde f
Bendi’nde Bakanlığın yetki devrettiği kurum ve
kuruluşların Bakanlıkça verilen görevi yürütememesi
veya belirlenen şartlara aykırı biçimde kullandığının
tespiti halinde herhangi bir ceza öngörmeyip sadece
görev yetkisinin iptal edilecek olması bu alanda
ciddi suistimallerin yaşanmasına sebep olabilecek
bir durumdur. Konu ile ilgili olarak çıkartılacak
yönetmelikte yetki devri ve yetki devredilecek kurum
ve kuruluşların durumları titizlikle ele alınmalıdır.
4. Kanunun 5. Kısım 22. Madde 2. Fıkrası’nda “Gıda
ve yem işletmecisi ürettiği, işlediği, ithal ettiği,
satışını ve dağıtımını yaptığı bir ürünün gıda ve yem
güvenilirliği şartlarına uymadığını değerlendirmesi
veya buna ilişkin makul gerekçelerinin olması
durumunda, söz konusu ürünü kendi kontrolünden
çıktığı aşamadan başlamak üzere, toplanması için
gerekli işlemleri derhal başlatmak ve konu ile ilgili
bakanlığı bilgilendirmek zorundadır.” denilmek
suretiyle işletmecinin kendi kendini
değerlendirilmesi ve bunu bakanlığa bildirmesi
öngörülmektedir. “Yoğurdum ekşi diyen olmaz”
atasözünde de belirtildiği gibi ülkemizde hangi gıda
veya yem işletmecisi kendi kendini objektif ölçülerde
değerlendirebilecek ve bunun sonunda kendisini
bakanlığa bildirebilecektir? Daha önceki
dönemlerde sorumlu yöneticiler vasıtasıyla dahi
sağlıklı yapılamayan bu değerlendirme ve
raporlama işleminin şimdi hem de işletme sahipleri
tarafından nasıl yapılacağı ciddi bir soru işaretidir.
5. 5179 Sayılı Kanun’da “Bağışlanan veya üretim
fazlası sağlığa uygun her türlü gıdayı tedarik eden,
uygun şartlarda depolayan ve bu ürünleri doğrudan
veya değişik yardım kuruluşları vasıtasıyla fakirlere
ve doğal afetlerden etkilenenlere ulaştıran kar
amacı gütmeyen organizasyon” olarak tanımlanan
Gıda Bankası ve Ulusal Gıda Meclisi yapılanmaları
5996 Sayılı Kanun’da yer almamıştır. Burada her iki
yapılanmanın da 2004-2010 döneminde sağlıklı
yürütülememiş olmasının kanuna alınmamada etkili
olduğu söylenebilir. Aslında gıda alanında daha
fazla kurumun görüşlerinin alınması ve ortak akıl ile
hareket edilmesi açısından Ulusal Gıda Meclisinin
kanunda yer alması ve bu mekanizmanın aktif
olarak çalıştırılması konu ile ilgili düzenlemelerde
daha az hata yapmak adına oldukça isabetli
olabilirdi.
6. 5179 Sayılı Kanun’da sular ile ilgili yönetmeliğin
hazırlanması ve uygulanması Sağlık Bakanlığı’na
verilmiş iken bu kanunla sular hakkındaki
yönetmelik çalışması yapma ve denetim yetkisi
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bırakılmıştır.
Böylece gıda tanımına giren her şeyde tek yetkili
bakanlık Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak
belirlenmiştir. Bütün düzenlemelerin ve denetimlerin
tek elden yürütülmesi tabi ki doğru olmuştur.
7. 5179 Sayılı Kanun müstakilen bir Gıda Kanunu
olarak toplam 41 maddeden oluşurken 5996 Sayılı
Kanun 4 temel konuda hükümler içeriyor olmasına
rağmen 51 maddeden oluşmaktadır. Kanunların
konu ile ilgili temel düzenlemeler olduğu, burada her
şeyden bahsedilemeyeceği tabii ki bilinen bir
gerçektir. Ancak kanunda hüküm bulunmayan
konularda yönetmelik yapılamayacağını da
unutulmamak gereklidir. Nitekim 5996 Sayılı
Kanun’a dayanılarak çıkartılması gereken
yönetmelik sayısı 31’dir. Bunlardan gıda ve yem ile
dolaylı veya doğrudan ilgili olanı ise ancak 13
tanedir. 5179 Sayılı Gıda Kanunu’nda ise toplam 21
ayrı yönetmeliğin yayınlanması öngörülmekte idi.
Bütün bu incelemeler sonunda 5996 Sayılı Veteriner
Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun
özellikle gıda alanında yaşanan sorunların çözümüne
yönelik ciddi katkılar sağladığı söylenemez. Oysa
ülkemiz insanının her açıdan daha kaliteli gıdalarla
daha sağlıklı beslenmesini ve kaliteli gıda
hammaddelerimizin daha iyi değerlendirilmesini
sağlamaya yönelik bir düzenlemeye her zaman
olduğundan daha fazla ihtiyacımız bulunmaktadır.
Bundan 25-30 yıl öncesine kadar canlı hayvan
ihracatçısı bir ülke olmamıza rağmen, bugün dünyanın
dört bir yanından canlı hayvan ve et ithal etme
çabalarımız bu konudaki vahim tabloyu ifade etmesi
açısından son derece önemlidir. Artık insanlarımız
bırakınız gıdanın kalitelisine ulaşmayı, her ne şekilde
olursa olsun gıdaya ulaşabilmeyi kendileri için bir şans
saymaktadırlar. Bugün içinde et olmadığı halde “et
ürünü” adıyla satılan, yine aynı şekilde üretiminde
kullanılmaması gereken maddelerle üretilip sıradan
beyaz peynirler fiyatına satılan kaşar peynirlerinin
piyasada hatırı sayılır seviyelerde görülmesi gıda
endüstrimizin içinde bulunduğu açmazın en basit
örnekleridir. Öte yandan gerek hammaddelerin ve
gerekse üretim yerlerinin gereği gibi
denetlenememesiyle ilgili olarak yaşanan gıda
zehirlenmelerinin ise bir istatistiği bile
tutulamamaktadır.
Kanunun sebep olacağı önemli sorunlardan bir diğeri
de daha önceki düzenlemelerde olmasına rağmen bu
kanunda yer almayan “Sorumlu Yönetici” tanımlaması
ve üretim sorumluluğunun gıda işletmecisine
bırakılması nedeniyle özellikle Gıda Mühendisliği

mesleğinde yaşanacak olan ciddi işsizlik sorunudur.
“Yüzyılın mesleği”, “Avrupa Birliği’ne girildiğinde
önemi daha da artacak meslek” avuntularıyla
neredeyse bütün üniversitelerimizde açılan Gıda
Mühendisliği Bölümü mezunları bu kanun ile gıda ile
ilişkilerinin sadece meslek adındaki “gıda”dan ibaret
olacağını unutmamalıdırlar. Gıda üretim, depolama ve
satış yerlerindeki her türlü yetkiyi gıda işletmecisine
veren kanun, Gıda Mühendislerinin veya ilgili diğer
mesleklerin ancak olayı seyretmesine veya daha da
kötüsü gıda ile hiç ilgisi olmayan muhasebe kayıtlarını
tutmak, çek-senet tahsilatı yapmak gibi işlerle
uğraşma durumlarının ortaya çıkmasına sebep
olabilecektir.
Son 15 yılda 3 kez Gıda Kanunu hazırlayan Türkiye
bu defa Avrupa Birliği veya başka birisi istediği için
değil, kendi vatandaşları daha iyi beslensin, kendi
ürettiği gıda hammaddeleri daha iyi değerlendirilsin
diye bir kez daha Gıda Kanunu yapmalıdır. 5996
Sayılı Kanun bu ülkenin ne Veteriner Hizmetlerini,
ne Bitki Sağlığını, ne Yem ve ne de Gıda sorunlarını
çözebilir. Yol yakınken bu hatadan dönülmeli, mevcut
garabet eskiden olduğu gibi 5 ayrı kanun olarak günün
gereklerine uygun bir şekilde yeniden düzenlenerek
ortadan kaldırılmalıdır. Böylece hem üreticilerin, hem
tüketicilerin, hem de ilgili mesleklerin sorunları daha
aza indirgenecek, beklentiler daha yüksek seviyede
karşılanmış olacaktır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı da
“oyalanılacak değil” “uygulanacak” bir kanuna imza
atmanın haklı gururunu yaşayacaktır.

Yazar Hakkında

Yorum yapın

Başka Yazı Yok